İstanbul’un hafızası Anadolu’nun bilgeliği

Sevgili dostum Mois Gabay ile “Taş Yerinde Ağırdır” sloganıyla bir seminerler ve bunlara paralel geziler serisi düzenlemeye karar verdik. Şehirlerin “dönüşüm” mevzusundan pay alması, bizim kentlerin hafızasına dair de bir şeyler söylememiz gerektiğini düşündürdü. Gezilere de İstanbul’dan başladık

İstanbul’un hafızası Anadolu’nun bilgeliği
Yayınlama: 05.10.2026
A+
A-

Mesut Alp – Küreselleşen dünya uzağı yakın ederken, bunu sadece haberleşme ve hızlı ulaşım üzerinden yapmıyor. Uzağın yakın olması yerel kültürlerin geçirgenliğini azaltır ve birbirinin varlığından bile haberdar olmayan coğrafyalardaki kültürlerin birbirlerine benzemeye başlamasına vesile olur. Nitekim tarih boyunca her kültürün bir fiziki bir de kültürel sınırı olmuştur. Mesela, Mezopotamya’nın fiziki sınırı kuzeydeki Anti-Toroslar ve Tur Abdin dağ silsilesi iken, kültürel sınırı çok daha kuzeye, Elazığ’a ve hatta Van’a kadar uzanabilmektedir. Bu alanlar söz konusu kültürlerin etkileşim ve iletişim alanları olduğu anlamına gelirdi.

İstanbul’un hafızası Anadolu’nun bilgeliği
Dünyanın büyük bir köy olma klişe sözü işte tam da burada devreye giriyor. Bizim kıtalar arası ortak kültürler yaratmaya başladığımız Endüstri Devrimi ve sonrası büyük gelişimler yaşamış ve bundan istifade etmiş olsak da ortak kültürlerin gözden kaçan erozyon etkisine de vurgu yapmak lazım. Bir anlığına dönüp Anadolu’nun son 60 senesine bakın. 50 sene önce Anadolu’da birçok bölgenin kıyafet ayrımını bile yapabilirken günümüzde bu çeşitlilik iki-üç Amerikan jean pantolonuna yenik düşmüş gibi durmaktadır. Ortak bir mizah anlayışı ve hatta kıtalar arası ortak fıkralar bile anlatır olduk. Herkesin elindeki ve hatta belki de şu an bu yazıyı bile okuduğunuz bu telefon ve bağlı olduğu internet sizi bunları yapmaya muktedir kılıyor.

Çok zengin bir miras

İşte tam böyle bir zamanda sevgili dostum Mois Gabay ile “Taş Yerinde Ağırdır” sloganıyla bir seminerler ve bunlara paralel geziler serisi düzenlemeye karar verdik. Şehirlerin de bu “dönüşüm” mevzusundan pay alması, bizim kentlerin hafızasına dair de bir şeyler söylememiz gerektiğini düşündürdü. Bu konuşma, seminer ve gezi serilerimize nerede başlayalım diye düşünürken, İstanbul tüm heybetiyle bu sorunun cevabı olarak karşımıza çıktı. Mois Gabay bunun İstanbul’da olmasını şöyle yorumluyor: “Yaşadığımız şehir İstanbul, ‘Hafıza Mekânları’nın hikâyesini anlatmak için ideal bir konuma sahip. Bunun en önemli kısmı, üç semavi dinin tarihsel olarak burada gelişmiş olması; Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde yüzyıllar boyu bir arada var olmayı sürdürmelerinden de ziyade bir aradalık geçmişi ve çok katmanlı yapısının bizlere çok zengin bir mirası görsel ve yazılı olarak bırakmasıdır” diyor.

Arkeolog olduğum ve özelde de dinler tarihini yıllardır çalıştığım için bu buluşmalarda inancın tarihini ve insanlığın bu yolculuğunda yaşadığı kırımları, devinimleri ve değişimleri anlatıyorum. İnancın ortaya çıktığı o arkaik çağlardan bugüne çağırıyorum insanları. Neandertal’in Homo sapiens ile birliktelikleri ve ayrımlarını konuşurken kendimizi kâh Altamira Mağarası’nın duvar resimlerinde kâh Göbeklitepe monolitlerinde bulabiliyoruz. Bu konuşmayı yaptığımız mekân olan İstanbul, zaten tabiri caizse bu sohbetler için biçilmiş kaftan. Mois, mekânımız olan İstanbul’a dair de şöyle diyor: “Bizantion, Konstantinopolis, Dersaadet ve İstanbul: Binlerce yıllık tarihi boyunca şehir birçok isimle anılsa da çoğu zaman gerçek anlamıyla polis, yani mükemmel ‘şehir’ sıfatını hep taşımış, dünyanın en kozmopolit ve önemli kentsel merkezlerinden biri olmuştur. Şehirdeki kutsal yapıların çokluğu proje için bizlere ilham verirken, tarih boyunca dinler ve medeniyetler arasında üst üste geçiş ve karşılıklı etkileşim biçimlerini de içeren son derece zengin bir dinsel topografya yaratmıştır. Bugün maalesef farklı inanç grupları gittikçe azalıp hafızaları da buna paralel olarak tükense de geçmişte İstanbulluların inanç yönünden çok renkli görüntüsü, toplum sınırlarının aşılmasını ve ortak kutlamaları, bayramları ve ibadet biçimlerini teşvik etmiştir.”

İstanbul’un hafızası Anadolu’nun bilgeliği
‘Bir semt, üç sembol’

İnancın ve insanın dünyadaki izini bu kadim şehirde sürerken her buluşmada başka bir semt veya mekânı seçerek orayı da bu konuşmaların içinde anlatmak, yazının ilk başında değindiğim kültürel erozyona karşı diktiğimiz ağaçlar gibi geliyor bana. Nitekim hep anlatırım; bir masalı bir anne veya babanın çocuğuna anlatması ve bunu iki-üç kez tekrar etmesi o masalın ömrünü en az 50 sene uzatır diye. İşte bu seminer ve gezilerimizde de mekânların ve semtlerin unutulmaya yüz tutmuş öykülerini ve kimliklerini de anlatıp paylaşıyoruz. Örneğin en son buluşmamız 7 tepeli İstanbul’un 6. tepesi olan Edirnekapı’da gerçekleşti. Ben insanın yaradılış destanı ve inancın ortaya çıkışı ile günün açılışını yaptıktan sonra “bir semt, üç sembol” temasında bölgenin üç farklı dine ait kutsal mekânlarını ziyaretle devam ettik. Kariye Camii, Mihrimah Sultan Camii, Vlaherna Ayazması ve Balat sinagoglarında inançlar arasında köprü kuranların, o semtlerin canlı tanıklıklarının izini sürdük. Kariye Camii’ndeki tavan mozaiklerini sevgili Mois’in eşsiz anlatımıyla dinlemek ve benim dayanamayıp binlerce yıllık bağlamlar ve benzerlikler üzerinden ona sataşmamın keyfini burada size anlatmam çok mümkün değil…

Yeni yolculuk 4 Kasım’da

Bundan sonraki yolculuklarımıza dair sizi Mois’in kelamı ile bilgilendirip yazımı sonlandırayım: “4 Kasım’da bu kez Bizans’ın akropolünde, 1. tepede Ayasofya Camii ve Topkapı Sarayı’nın gölgesinde, keyifli bir otelin terasında manzara eşliğinde arkeoloji seminerimizin ardından, alanında dünyanın sayılı müzelerinden olan ve ülkemizin de ilk müzesi unvanını taşıyan İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ni ziyaret edeceğiz. Gelecek programlarımız ise sırasıyla İstanbul’un yedi tepesini merkeze alan mekânlarda kâh kiliseden camiye dönmüş Bizans yapılarının izinde kâh Osmanlı’nın görkemli camilerinin bizlere fısıldadıkları hikâyelerde geçecek. Programımızda ‘İstanbul nasıl eğlenirdi? İstanbullu kime denir?’ gibi konularla oryantalizm ve kahve kültürünün etkilerinden modern İstanbul’un doğuşuna dek geniş bir çerçeveden misafirlere bir İstanbul akademisi tadında seminer ve anlatılar dizisi planlamaktayız.”

Hayatın bir mektep olmasında hemfikirsek, bu uzun yolculukta birlikte talebe olmaya davetimizdir bu… Görüşmek dileğiyle.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.