Darren Aronofsky’nin yeni filmi “Caught Stealing/Suçüstü”, bir Aronofsky filmi bekleyenleri şaşırtacak kadar bilindik. Austin Butler ise başrolde ışıl ışıl parlıyor
Müjde Işıl – Darren Aronofsky, ‘90’ların sonundan itibaren kendi dilini ve evrenini oluşturmuş sinemacılardan. Psikolojik açıdan sıkışmış karakterlerinin gelgitlerini gerçeküstü, yer yer kâbusvari unsurlarla anlatmakta pek mahir. Son zamanlarda ise sadeleşme tercihi ağır basıyor. Brendan Fraser’ı yeniden sinemaya döndürüp Oscar dahil birçok ödül kazandıran “The Whale/Balina”daki gibi… Yeni filmi “Caught Stealing/Suçüstü” de klasik bir Aronofsky filmi değil. Hatta kısaca özetlemek gerekirse Guy Ritchie’nin ilk dönem suç filmlerini anımsatıyor.
“Suçüstü” 1998’de geçiyor. Hank Thompson başarılı bir beyzbol oyuncusu iken trajik bir olay neticesinde sahalardan kopuyor. New York’ta kaldığı apartmandaki yan komşusu, kedisini ona bırakıp aniden gidince Hank kendini suç dünyasının ortasında buluveriyor. Senaryolarını kendi yazsa da uyarlamalara açık Aronofsky. “Suçüstü” de Charlie Huston’ın 2005 tarihli aynı adlı kitabından yazar tarafından senaryolaştırılmış. Başkahraman Thompson’ın yer aldığı “Six Bad Things” ve “A Dangerous Man” adlı iki kitabı daha var.
Fiziksel savaş
Aronofsky kendisine göre hayli ‘sade’ duran ve ortalama denebilecek bir hikâyeyi neden anlatmak istemiş? Başkahraman Hank Thompson’ın geçmişiyle ve korkularıyla yüzleşememesi onu cezbetmiş olmalı. Hank’in kendinden kaçak ve çaresiz hâli, Aronofsky karakterleriyle benzeşiyor. Ancak tarz olarak “Suçüstü” kesinlikle bir Aronofsky filmi değil. Aronofsky bu suç hikâyesine kendi imzasını atmamış, ‘gibi’ yapmayı tercih etmiş. “Suçüstü” kendi stilinin dışında birçok sinemacının filmiyle benzeşiyor. Frank Darabont’tan Guy Ritchie’ye kadar… Çünkü Hank’in sıkışmışlığının getirdiği psikolojik sonuçları değil, suç eylemlerini takip etmeyi tercih etmiş Aronofsky. Bu yüzden (şimdikilerin yanında mütevazı sayılsa da) kendisine göre kanlı bir film denebilir. En yakınlarını teker teker kaybeden Hank’in duygusal yıpranmasından ziyade fiziksel savaşını ön plana çıkarıyor. Bu da filmin standart sularda yüzmesiyle sonuçlanıyor.
Quentin Tarantino’dan Baz Luhrmann’a, Denis Villeneuve’den Ari Aster’e yönetmen skalasını iyice genişleten Austin Butler, koleksiyonuna Aronofsky’yi de eklemiş. “Suçüstü”nün neredeyse tamamı boyunca yakın yüz çekimlerindeki Butler, kameranın çok sevdiği simalardan olduğunu yine ispatlıyor. Ama bu sefer ondan rol çalan bir oyuncu daha var: Kedi Tonic (gerçek adı). Russ rolündeki Matt Smith ise tıpkı bir Guy Ritchie filminden çıkmış gibi. Regina King ve Zoë Kravitz’in de rol aldığı filmde Hank’in çok sevdiği annesinin kim olduğunu görmek de hoş bir sürpriz.
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir”
Yönetmen İbrahim Soyer, senarist ve animatör İbrahim Kiraz ile yapımcı Bülent Cebeci’nin imzasını taşıyan “Büyük Zafer”, ‘Türkiye’nin ilk realistik animasyon filmi’ ibaresiyle vizyona giriyor. Animasyon, 26 Ağustos’ta Kocatepe’den başlayıp 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da zaferle sona eren; bir milletin dirilişini, bir liderin dehasını ve savaş meydanında buluşan baba ile oğulun yürek burkan hikâyesini anlatıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yürütülen bu destansı mücadelede, yıllarını cephelerde geçiren Çetmili Kara Ali Çavuş, uzun zaman sonra aynı cephede savaşan oğlu Mehmet’le karşılaşır. Ancak bu kavuşma, cephe gerisinde değil; top sesleri arasında, kısa bir vedayla gerçekleşir. “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle kazanılan zafer sadece bir askerî başarı değil, aynı zamanda hür yaşamaktan vazgeçmeyen bir milletin yeniden doğuşudur.